Páginas

domingo, 5 de octubre de 2014

Meksika, Arjantin, İspanya, Bask Ülkesi ve Cataluña 'dan Kobané, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Dayanışma Eylemleri...



Son günlerde en çok konuşulan konuların başında başta ABD, Suudi Arabistan, Katar ve diğer körfez ülkeleri ve hatta Türkiye de dahil olmak üzere bir çok uluslararası gücün Suriye devlet başkanı Beşar Esad 'ı devirmek amacıyla besleyip, büyüttüğü ve Ortadoğu halklarının başına bela ettiği onlarca çete grubundan biri olan vahşet çetesi IŞİD ve bu vahşet çetesi IŞİD 'e karşı kahramanca direnen YPG, YPJ savaşçıları ve Kobané halkının şanlı direnişi. Bu şanlı direniş dünyanın gündeminde önemli bir yer tutuyor.


Dünya gündeminde önemli bir tutuyor olmak beraberinde belli bir duyarlılık oluşturuyor. Dolayısıyla barbar gericiliğin temsilcisi IŞİD vahşetine karşı yaklaşık 1 aydır kahramanca direnen YPG, YPJ savaşçılarına ve Kobané halkına karşı her geçen gün dünyanın çeşitli yerlerinde duyarlılık artıyor. Artan bu duyarlılık kimi yerlerde eyleme dökülüyor. Kimi yerlerde ise yerini toplantılara - söyleşilere bırakıyor. Bu nedenle IŞİD vahşetine karşı farklı coğrafyalarda farklı kimliklere, farklı inançlara, farklı kültürlere sahip olan insanların kalbi YPG, YPJ savaşçıları ve Kobané halkı ile birlikte atıyor.


27 Eylül günü Arjantin - La Boca 'da yapılan bir toplantı - söyleşide Kobané direnişi ve Ortadoğu 'daki son gelişmeler konuşuldu. Yine 3 Ekim günü de Arjantin - La Plata 'da bu konu konuşuldu. 1 Ekim günü Cataluña 'da Anarşistler tarafından YPG, YPJ savaşçıları ile, Kobané halkı ile dayanışma amacıyla bir eylem gerçekleştirildi. 2 Ekim günü Madrid Türk elçiliği önünde bir dayanışma eylemi gerçekleştirildi. Yine 2 Ekim günü Bask ülkesi - Bilbao 'da YPG, YPJ savaşçıları ile, Kobané halkı ile dayanışma amacıyla bir eylem gerçekleştirildi.


Basklı yoldaşlar yaptıkları eylem ve etkinliklerle de sınırlı kalmayarak Kobané direnişi ve Ortadoğu 'daki son gelişmelerin konuşulduğu bir toplantı - söyleşi gerçekleştirdi. Basklı yoldaşlar 8 Ekim Çarşamba günü de Kobané direnişi konulu bir toplantı - söyleşi daha gerçekleştirmeyi planlıyor. Dolayısıyla Kobané halkı, YPG ve YPJ savaşçıları sanmasın ki; Sesi boğulduğu için daha az öldürücü olmayan bir savaşın ortasında yalnızdırlar...


Yoğun saldırı altındaki Kobané halkına, YPG ve YPJ savaşçılarına, dört parçadaki Kürt halkına ve aslında tüm ezilenlere EZLN ve Zapatistaların lideri yoldaş Subcomandante Galeano (Marcos) 'un şu sözünü bir kez daha hatırlatma gereği duyuyorum. Şöyle diyordu yoldaş Subcomandante Galeano (Marcos);

" Sürdürdüğümüz savaş bize yakınlardan ve uzaklardan özenli ve cömert kulaklar ve kalplerce işitilme ayrıcalığını tanıdı. Bir şeyler eksikti ve halen de eksik, ama başkalarının dikkatini çekmeyi becerdik... "


Evet, geldiğimiz nokta itibari ile Kobané halkı, YPG ve YPJ savaşçılarının sürdürdüğü savaş onlara yakınlardan ve uzaklardan özenli ve cömert kulaklar ve kalplerce işitilme ayrıcalığını tanıdı. Peki Ya Sonrası ? İşte şimdi hep birlikte cevap aramamız gereken soru budur...



2 Ekim Günü Bask Ülkesi - Bilbao 'da Yapılan Kobané ile Dayanışma Eyleminden...









Bask Ülkesi - Bilbao 'da Kobané ile, YPG ve YPJ savaşçıları ile Dayanışma Halinde...





Bask Ülkesi - Bilbao 'da Kobané ile, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Dayanışma Halinde. Bilbao 'da Sokak Yazılamaları...






8 Ekim Günü Yağmura Rağmen Bask Ülkesi - Bilbao 'da Yapılan Kobané ile Dayanışma Eyleminden...







8 Ekim Günü Bask Ülkesi - Bilbao 'da Yapılan Kobané Konulu Toplantı 'dan...

 



10 Ekim Günü Bask Ülkesinin Kuzeyinde Yapılan Kobané ile Dayanışma Eyleminden...





2 Ekim Günü Madrid Türk Elçiliği Önündeki Kobané ile, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Dayanışma Eyleminden...














10 Ekim Günü Madrid 'deki Kobané ile, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Dayanışma Eyleminden...








1 Ekim Günü Anarşistler Tarafından Cataluña 'da Kobané ile, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Yapılan Dayanışma Eyleminden...





11 Ekim Günü Cataluña 'daki Kobané ile, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Dayanışma Eyleminden...









































Meksika 'lı Bir Dostumuzun Kobané ile, YPG ve YPJ Savaşçıları ile Dayanışma Amacıyla Yaptığı Bireysel Eylemden...








9 Ekim Günü Arjantin - La Plata 'da Yapılan Kobané Konulu Toplantıdan...







Not: Bu bilgileri daha önce twitter hesabımda, şimdi ise blog 'umda yayınlıyorum. Ayrıca bugün (11.10.2014) itibari ile yeni fotoğraflar ekleyerek güncelleme yapmış bulunmaktayım...

sábado, 20 de septiembre de 2014

Guerra y Revolución en Oriente Medio...






En la actualidad hay tres grandes conflictos armados que ganan especial lugar en los medios de comunicación, y podemos decir que son los más candentes en el mundo, estos son la guerra civil de Ucrania, el conflicto Palestino-Israelí y la guerra civil Siria que también se ha desplazado a Iraq en los últimos meses.


Los tres conflictos tienen claves en común y están necesariamente vinculados a los problemas de las grandes potencias del mundo y la liberación de los oprimidos. Nadie ignora que existe una creciente disputa mundial entre el bloque imperialista tradicional -Estados Unidos, Europa y Japón- y las potencias imperialistas ascendentes -China y Rusia, fundamentalmente.


Los grandes intereses económicos, geopolíticos y militares de esta disputa, son los que en los tres casos envenenan como un cáncer a las sociedades que sufren la guerra, y son las que no permiten que los pueblos encuentren una salida pacífica y democrática, y vivan sumidos en la guerra, los bombardeos y el terrorismo: el más bestial de los productos humanos.


Mientras en Ucrania la disputa Oriente-Occidente es más patente, y hay muy pocos sectores que respondan a los intereses del pueblo y los trabajadores, en los otros dos casos, ambos del Oriente Medio, la prepotencia imperialista contra los pueblos ha levantado grandes protestas y manifestaciones. Ha sido grande la solidaridad de los pueblos del mundo con el pueblo Palestino, pero no así con el caso de las guerras de Siria e Iraq.


Hay medios populares que han llegado a manifestar que lo de los kurdos yezidíes, contra quienes el grupo terrorista Estado Islámico está llevando a cabo un genocidio de los peores de la historia, y su sufrimiento eran una especie de invento norteamericano para intervenir militarmente, y tapar mediáticamente la masacre que el Estado Terrorista y Fascistoide de Israel lleva adelante contra los Palestinos.


No podemos caer en pretender una competencia entre los pueblos agredidos, para ver quien sufre más, acusando al otro de chivo expiatorio de su propio sufrimiento. En esto también juega un fuerte papel el desconocimiento y grave desinformación que juegan los ' medios de comunicación ' (empresas de noticias) que hoy día son más bien un apéndice ideológico de los aparatos militares de las grandes potencias.


Entre esa desinformación y confusión nos hablan del " Mundo Árabe ", del " Mundo Islámico " y de matanzas por religión. Lo cierto es que en Oriente Medio no hay solo miembros de la nación árabe, también hay kurdos, armenios, turcomanos, asirios, caldeos, hebreos, persas, y tantas otras naciones, y entre los islámicos, tanto sunitas como chiitas, también está repleto de cristianos, yezidíes, judíos, alevitas, zaratustrianos, laicos, ortodoxos y drusos, por nombrar algunos.


Es la trampa del nacionalismo que occidente le impuso a oriente la que nos hace tropezar: luego del fin del Imperio Otomano -al finalizar la Primera Guerra Mundial-, Francia, Inglaterra y las otras potencias capitalistas impusieron un modelo de construcción de Estado-Nación totalmente alejado de la realidad de los pueblos, del mismo modo que las fronteras ficticias de América Latina. Así fomentaron el nacionalismo árabe, persa, turco, y nacieron las políticas nacionalistas de genocidio y limpieza étnica, que comenzaron con el Genocidio Armenio y Kurdo, por parte de los estados de Turquía, y también de Iraq, Irán y Siria, en el segundo caso.


El Judaísmo y el nacionalismo judío, en la historia de la civilización se desparramaron por todo el mundo, apoyando a muchos Estados-Naciones, y podemos decir que el primer nacionalismo del mundo, fue el nacionalismo judío. Fueron los judíos, durante la Segunda Guerra Mundial, las principales víctimas de ese nacionalismo, cuando esa ideología burguesa se encarnó en la maquinaria militar Nazi (nacionalista alemana). La política de Occidente para ' resolver ' la cuestión Judía, fue la de inventar el Estado de Israel en medio de Palestina.


Y mientras masacraban grandes cantidades de judíos no nacionalistas, árabes, cristianos, ateos, y pueblos de la región, a la vez el imperialismo, como sistema mundial, ponía sus esfuerzos en desarrollar un enemigo nacionalista árabe para Israel. Fue en esa sintonía que los servicios secretos de ese país fomentaron el surgimiento de grupos como Hamas, con el objetivo de liquidar a los marxistas del Frente Popular de Liberación Palestina (FPLP), que apuntaban a unificar a todos los sectores populares, sin diferencia de credos ni etnias, en una lucha antiimperialista y por el socialismo.


Era un enemigo muy peligroso para Israel, quien encuentra mucho más sencillo luchar contra nacionalistas que niegan su existencia y derechos, lo cual les otorga todo el crédito para cometer los más viles asesinatos y masacres, tratando de legitimarse en una política de autodefensa.


Muchas veces se ha victimizado al Estado de Israel por recibir bombazos indiscriminados de Hamas en plena ciudad, y también se han victimizado por el Holocausto, pero nunca los intelectuales judíos se han autocriticado de haber fomentado el nacionalismo por el mundo, con lo que desataron los odios de otras naciones, que hoy nos lleva a conflictos extendidos en el mundo, que solo sirven a los grandes contratistas de armas, y grandes empresas, y solo producen muerte, masacres y genocidios.


Con el surgimiento de la llamada ' primavera árabe ', muchos pueblos de Oriente Medio salieron a dar la lucha democrática y popular contra regímenes nacionalistas dictatoriales y monárquicos. Ante la falta de organizaciones políticas que desde una perspectiva socialista guíen la lucha popular, esas rebeliones fueron fácilmente apagadas, pero el imperialismo aprovechó la situación para fomentar la guerra y destrucción; se montaron sobre la situación insurreccional financiando, apoyando y diseñando grupos terroristas paramilitares con agentes secretos de las potencias, terroristas de toda laya, y lumpenes criminales sacados de las peores cárceles de mundo.


Así la represión del gobierno de Al Assad en Siria, se transformó en una guerra civil, y enseguida, sobre esa situación, apareció la guerra sucia terrorista, con apoyo de Europa, Estados Unidos, y sobre todo las potencias regionales más reaccionarias y fascistas: los reinos de Arabia Saudita, Qatar y Jordania, y el Estado fascistoide de Turquía. En Siria, al igual que en Turquía, Iraq e Irán, hay mucha población kurda, el pueblo kurdo es un pueblo milenario de la Mesopotamia, que en los últimos doscientos años ha sido sistemáticamente masacrado por las potencias imperialistas y las potencias regionales nacionalistas.


Una y otra vez fueron agredidos por Saddam Hussein, los Al Assad, por el Estado Turco, por el régimen del Sha en Irán, y también por el de la ' Revolución Islámica '. La principal fuerza del pueblo kurdo está formada por el PKK -Partido de los Trabajadores de Kurdistán-, un poderoso movimiento revolucionario de hombres y mujeres que luchan por el socialismo comunitario y se proponen no un estado propio, sino la vida en común con otras naciones, etnias y credos, con autonomías democráticas. Basándose en las diferencias y riquezas de los pueblos, lograr la unidad contra el imperialismo y los jeques feudales del Oriente Medio.


Es en el norte de Siria donde, ante la confrontación entre los nacionalistas terroristas islámicos, y el gobierno autoritario nacionalista, decidieron dar lugar a su propia Revolución Confederal, así han constituido una fuerza guerrillera de 60.000 personas y luchan fundamentalmente contra el Estado Islámico de Iraq y Siria, que fue fomentado como fuerza contrarrevolucionaria para derrotar al pueblo kurdo. Hace ya dos años que resisten heroicamente, sin casi ninguna solidaridad internacional, que no sea de sus hermanos kurdos y pueblos aledaños.


Esa fue la guerra que entre junio y agosto se extendió a Iraq. Allí también los nacionalistas kurdos hicieron parte del juego, retirando sus posiciones y permitiendo el avance de los barbaros cortadores de cabezas y violadores en masa de mujeres. Una vez más fue el PKK quien bajó de las montañas, con unos 5.000 guerrilleros para defender las ciudades y el pueblo kurdo de Iraq. Obama aprovechó el momento para ordenar bombardeos y volver a entrar a fuego y sangre en Oriente Medio, pero el pueblo de la región sabe muy bien que es la guerrilla revolucionaria y socialista quien realmente está enfrentando al monstruo terrorista y al imperialismo al mismo tiempo.


Creemos que la lucha que se da en Palestina como en Siria e Iraq, tienen un mismo sentido. Contra los estados capitalistas y las fuerzas nacionalistas genocidas, no hay otra forma de vencer que con los presupuestos del socialismo y de la vida en paz y democracia de las grandes mayorías. Las tendencias nacionalistas en América Latina, una y otra vez han caído en el error de soportar a los tiranos y dictadores, cuando tienen un conflicto con el Imperialismo.


Es la misma tragedia que hemos vivido en Latinoamérica con las limitaciones de los nacionalismos que acaban por aliarse al imperialismo en lugar de combatirlo, pues prefieren compartir una parte de las ganancias de la explotación de los pueblos en lugar de arriesgarse a perder sus excedentes y privilegios a manos del pueblo organizado y en lucha por el socialismo.


La diferencia radical es que en Palestina hoy las fuerzas revolucionarias y socialistas han sido destruidas por el nacionalismo árabe e israelí, mientras que en Kurdistán (en particular norte de Siria e Iraq) el movimiento revolucionario socialista más poderoso del mundo, cuenta con miles de hermanos y hermanas armados y dispuestos a dar la vida por defender su tierra, su pueblo, y afirman que ' Insistir en el Socialismo es insistir en la Humanidad '.


En el mundo hay naciones oprimidas y naciones opresoras, nacionalidades oprimidas y nacionalidades opresoras. De los opresores surgen las guerras imperialistas, de los oprimidos surgen dos alternativas, una funcional: el nacionalismo de resistencia, y una revolucionaria: el socialismo internacionalista. La primera ve la guerra como un problema de banderas, dioses y lenguajes. La segunda afirma con el Che Guevara que ' es la naturaleza del imperialismo la que bestializa a los hombres '.


En los tres casos, con Ucrania, se expresan fuertes tendencias nacionalistas que impiden a los pueblos tomar un camino de liberación definitiva. No es algo ajeno a nuestras propias luchas políticas en Nuestra América, donde las limitaciones de las corrientes nacionalistas se dejan ver también como lo que son: los representantes ideológicos de la clase dominante local, que hace tiempo dejó de enfrentar al enemigo imperialista -aunque tenga diferencias- y ha decidido gobernar en comunidad de intereses.


Así llegamos a la paradoja de que los socialistas, históricamente internacionalistas, representamos los intereses nacionales, mientras los nacionalistas, ideología del capitalismo para las capas medias y populares, acaban por ser los verdaderos representantes de los monopolios extranjeros. Por esto es importante organizar la solidaridad con el Pueblo Palestino, condenar al Genocidio de Israel, y luchar por la ruptura de relaciones diplomáticas, económicas y militares. Ademas de insistir en la libertad a Ahmad Saadat, líder del FPLP, preso en Israel.


Así como comenzar a desarrollar la solidaridad con el Movimiento de Liberación Kurdo, exigiendo la libertad a su Presidente Abdullah Ocalan, preso en Turquía. Pues el PKK combate al terrorismo, y no debe estar en la lista de organizaciones terroristas. Y se debe exigir la ruptura de relaciones diplomáticas, económicas y militares con Turquía y las monarquías fascistas que financian el terrorismo.



Jorge R. Ottino

sábado, 30 de agosto de 2014

La Resistencia Kurda -- Mujeres Bellas y Fuertes...



Un integrante de la Juventud Guevarista narra su encuentro con las guerrilleras del Comité de Jineología y del Partido para la Liberación de las Mujeres de Kurdistán. Fotografías: Equipo de Comunicación de HPG y YJA-Star...



Tres de julio de 2014, 2:24. Montañas de Xinêre, áreas de Defensa de Media, Kurdistán Sur, República de Irak.


-- Dem bash, heval -- dice una voz tierna, y sé que éste es un día más en el que me puedo levantar tranquilo. El peligro no acecha mi suerte desde la madrugada. Dos semanas atrás, cientos de kilómetros atrás, mucho más lejos de la séptima columna de montañas que llegué esta mañana a divisar, un muchacho de veintiún años, rubio y pecoso, nos había advertido a quienes dormíamos con él en una alta cumbre;


-- No se puede salir en medio de la noche sin mi autorización. No podrán tampoco encender sus linternas ni fumar. El enemigo podría detectar la luz y también el calor. Los aviones no tripulados con cámaras termosensibles surcan valles, laderas y montañas, y apenas detectan un blanco, en menos de treinta minutos pueden llegar los bombarderos y provocar una masacre. Si escuchan dos disparos (sosteniendo la mirada, casi sonriendo, acompaña), ¡pum! ¡pum!, entonces hay drones, no se puede salir de ningún modo.


Si escuchan tres disparos (para no dejar dudas, este alemán que se ha sumado a la guerrilla kurda repite el gesto), ¡pum! ¡pum! ¡pum!, entonces deben salir con lo puesto, calzarse rápidamente y, sin cuestionar absolutamente nada, seguirme formados uno tras otro hacia el refugio, pues tres disparos significan que hay aviones de guerra, bombarderos. Por la mañana -- continúa -- vendrán los camaradas de la guardia a darnos la diana. Si los compañeros dicen; " Dem bash, heval " (" Buenos días, camarada ", en lengua kurda), podemos levantarnos y salir.


Comenzar nuestro día. Mientras no haya " dem bash " no se puede salir. Si no hay " dem bash " -- insiste --, nos quedamos aquí para que el enemigo no nos detecte. La carpa donde dormimos se encuentra oculta bajo un árbol, semienterrada gracias a una impecable tarea de ingeniería, trabajo muy común entre los guerrilleros de Kurdistán, nación a la que le han negado su condición de país soberano. Durante miles de años han vivido en las regiones que hoy conforman el sur y este de Turquía, el norte de Siria e Irak y buena parte del este y norte de Irán.


Fue aquí donde comenzó la revolución neolítica, de aquí surgen por primera vez las lenguas y gran parte de la cultura de la humanidad. Basta alzar la cabeza para imaginar que mientras creaba al hombre, en su alegría el Ser Supremo pretendió tratar esta región como Piazzolla a los fuelles de su bandoneón. Así se extienden, por más de 2500 kilómetros a lo largo y 500 a lo ancho, las montañas de entre 1500 y 3500 metros de altitud, que copan el paisaje kurdo. Pan, aceitunas, algo de queso blanco y un poco de tomate con un té negro. Esos son los ingredientes de un clásico desayuno en las montañas de Kurdistán.


En el campamento del que nos vamos funciona una de las academias de formación del Partido para la Liberación de las Mujeres de Kurdistán. Antes de despedirnos -- porque un coche nos ha venido a buscar --, se cuadran militarmente una al lado de la otra para darnos su saludo. La comandante, en un gesto de reconocimiento, hermandad y ternura, nos regala pulseras trenzadas con algunas mostacillas en color verde, amarillo y rojo. Los colores de la bandera kurda. " Para que le lleven a sus madres de parte nuestra ", dice en su lengua materna, que durante más de 50 años estuvo prohibida por los nacionalistas de los Estados que ocupan el territorio de su pueblo.


Luego de la Primera Guerra Mundial, las potencias vencedoras de Occidente decidieron repartir y rematar el viejo y podrido Imperio Otomano. Entonces llegó el ocaso definitivo para los pueblos de Medio Oriente; protectorados franceses, ingleses, reinados totalitarios o repúblicas de corte fascista se impusieron a los pueblos, bajo el modelo francés del Estado-nación. En el caso de Turquía, para justificar su nacionalismo sin nación, luego del genocidio del pueblo armenio -- con 1.5 millones de víctimas -- comenzó el genocidio a los kurdos, que aún no ha terminado.


En el caso de Siria e Irak, fueron políticas nacionalistas árabes las que buscaron desterrar a los kurdos de sus parcelas y, sobre todo, de ríos y fronteras en pos de una política nacionalista de pureza étnica. Fue con la lucha en estas montañas que hoy los kurdos pueden hablar su lengua, bailar y cantar sus canciones sin peligro de ir presos o ser asesinados. En los cuatro países donde están organizados, los revolucionarios kurdos tienen grandes movimientos sociales, políticos, legales y guerrilleros con los que se oponen a la opresión del sistema estatal y plantean la construcción de una sociedad democrática socialista.



" Los revolucionarios kurdos tienen grandes movimientos sociales, políticos, legales y guerrilleros con los que se oponen a la opresión del sistema estatal y plantean la construcción de una sociedad democrática socialista... "



El camino acaricia la falda de montañas y rocas con la misma suavidad con que se desplazan las serpientes de la zona; se abre entre miles de árboles de bellotas, nogales y sauces, que crecen naturalmente entre los arroyos de agua fresca de deshielo hasta las quebradas de los valles. Cruzamos un grupo de carpas de pastores, que pasan el verano en la montaña cultivando hortalizas y paseando sus cabras y ovejas. Cuando el crudo invierno se acerque, volverán como cada año a las aldeas, los pueblos y las ciudades, con sus animales para salvarlos de la nieve. Así un año tras otro.


De una de las carpas se acercan corriendo dos niños y una niña que, con sonrisas en sus rostros y arapos en el resto de sus cuerpos, levantan a lo alto sus manos con los dedos en V, al grito de " Bijî serok Apo " (" Viva el presidente Apo "). " Apo " significa tío y es como el pueblo kurdo llama a su presidente, su líder, el dirigente principal del Partido de los Trabajadores del Kurdistán (PKK), Abdulláh Öcalan, quien guarda prisión perpetua en una isla-cárcel de Turquía. El 15 de febrero de 1999 se produjo lo que ellos llaman la " conspiración internacional ". Öcalan se encontraba en la embajada griega en Kenia.


Desde allí, intentaría llegar de forma clandestina a Sudáfrica, donde el presidente Nelson Mandela le ofrecía asilo político. Sin embargo, comandos encapuchados de la CIA y el Mosad israelí irrumpieron en la sede diplomática para llevárselo y entregarlo al servicio de inteligencia turco (MIT). " Apo " temía que lo mataran por la reacción que esa noticia podía provocar en su pueblo. Luego de su captura, 62 personas quemaron sus cuerpos en señal de protesta e indignación.


Seguimos camino, cruzamos a un guerrillero con un rebaño de 60 cabras, nos detenemos a saludarlo. Ni el PKK ni la guerrilla, ni ninguno de los movimientos es propietario de tierras, empresas o cabra alguna; por ello nuestro interés en saber quién es este pastor que lleva puesto el uniforme guerrillero, pero en lugar del clásico fusil Kaláshnikov porta un largo bastón curvo. Luego de saludarlo, nuestro traductor nos informa que se trata de un viejo guerrillero que luego de muchas batallas y padecimientos decidió sólo andar con sus animales por estas montañas.


La tarea que ha tomado no lo llena de la gloria que buscan quienes van a la guerra por una medalla, pero las cabras que él aporta a los campamentos de la guerrilla enriquecen la carga calórica que demanda el cuerpo para andar. No sólo la carne sino también la leche y el yogurt que entrega diariamente. Por fin llegamos a un punto desconocido. El chofer nos indica una senda que debemos seguir. Surcando las pendientes y esquivando las rocas, nos acercamos al campamento que tenemos por destino.


Allí, un nogal de unos trescientos o quinientos años extiende sus ramas unos cuarenta metros a la redonda, otorgando una cobertura natural contra los aviones espías y el sol, que llega a quemar a más de 40 grados. La sombra del nogal conforma el Kamelia del campamento, o sea, el centro operativo, algo así como un living de la vida del campamento guerrillero. Esta sombra es prolifera en vientos frescos, que más arriba del gigante vegetal que nos contiene y alberga interpretan sinfonías en las hojas y en las ramas más tiernas.



Todas visten el mismo uniforme, el de las sastrerías de la guerrilla. No hay rangos militares ni distintivos en sus vestimentas. Cada una sabe quién es quién. Fotografía: Equipo de Comunicación de HPG y YJA-Star...



Saludamos a dos compañeras que nos salen al paso. Más tarde, llegan en tandas otras seis. Todas visten el mismo uniforme, el de las sastrerías de la guerrilla. No hay rangos militares ni distintivos en sus vestimentas. Cada una sabe quién es quién y sus responsabilidades. Enseguida, dos de ellas se agrupan en torno al samovar y nos sirven té, mientras las otras se interesan por nuestros nombres y preguntan, insistentemente, si hemos desayunado y si gustamos comer algo. Estamos en el área del Partido de la Liberación de las Mujeres de Kurdistán, específicamente en el Comité de Jineología.


En la voz kurda, " jin " significa mujer, así que estamos en el " Comité de la Ciencia de la Mujer ". El término lo acuñó Öcalan en uno de los muchos libros que ha escrito desde que el régimen turco logró detenerlo y encerrarlo. Tras las rejas, el líder asegura que " la historia de la esclavitud de la mujer nunca se ha escrito todavía, y que la historia de la libertad de las mujeres está también por hacerse y escribirse ". Con tal magnitud asumen su tarea las guerrilleras de este campamento.


Aquí ellas tienen la tarea de estudiar y analizar la historia de la mujer desde tiempos del neolítico, la construcción de las jerarquías y la posterior creación de los Estados, que llevó a que las mujeres perdieran el lugar que tenían en la sociedad. " Mientras los hombres cazaban y protagonizaban las necesidades de autodefensa de la comunidad, las mujeres eran quienes organizaban la vida. Ellas administraban la vida comunal, desarrollaban la agricultura, la cultura general, la administración. Podemos ver cómo en las sociedades antiguas fueron destruidas las imágenes de las diosas para imponer a los dioses, que posteriormente correspondieron a las mitologías de los imperios ", repasa una de ellas.


Continúa otra; " Es con el establecimiento del machismo y el patriarcado como comienza la injusticia y la falta de libertad. La esclavitud, humillación y degradación de la mujer allanaron el camino para que la humanidad sea capaz del esclavismo, el feudalismo y, actualmente, la modernidad capitalista que destroza el mundo con guerras, perdiendo así el sentido de la vida de los hombres y las mujeres ". Así hablan Zozan y Rezî, de 32 y 36 años, que se sumaron a la lucha guerrillera diez años, cuando la persecución policial en Kurdistán Norte (Turquía) las obligó a plegarse a las montañas y asumir un compromiso más decidido y absoluto.


Por estos días, Estados Unidos y las potencias occidentales descargan armamento en el Kurdistán Sur (Irak) donde, desde que aniquilaron a Sadam Husein, forjaron una alianza con los kurdos del Partido Democrático de Kurdistán (PDK), un engendro político con raíces profundas que sólo representa los intereses de las grandes compañías extranjeras. El PKK sostiene una estratégica lucha ideológica con los kurdos aliados a los países occidentales, mientras trata de lograr la coordinación militar necesaria para defender a la población de los ataques terroristas del Estado Islámico de Irak y del Levante (EIIL), un grupo terrorista, asesino y fanático, supuestamente islamista, que desde mediados de año tomó el control de algunas ciudades del norte iraquí, luego de fracasar en la misión para la que los occidentales los financian: derrotar a la guerrilla kurda en Siria.


Este Frankenstein del imperialismo ha desatado fuerzas poderosas que parecen ser incontrolables. La única explicación es aquella enseñanza que dejó el comandante Ernesto Guevara, tan apreciado por la guerrilla kurda: " Es la bestialidad del imperialismo la que bestializa a los hombres ".



" Nuestro objetivo principal en las montañas no es militar. Si bien ejercemos la legítima autodefensa y portamos fusiles porque el enemigo puede atacar en cualquier momento, nuestra tarea más importante es formar personas nuevas... "



La noche anterior, cuando las estrellas del hemisferio norte ya habían cubierto el cielo sin luna y fumábamos conteniendo el cigarro con las dos manos para esconder la llama, le confesé a una guerrillera del PAJK que era muy fácil enamorarse de ellas: es magnética la mirada de estas mujeres que han vivido el martirio de sus familias, el encierro de sus compañeros, el incendio de sus pueblos, sucesivos bombardeos de Turquía y cañonazos y cohetes del régimen iraní, por no nombrar la tortura, la mutilación y la muerte constante en la guerra.


De alguna manera, esas vivencias hicieron que sus gestos expresen más ternura, más sensibilidad, más humanidad e incluso más erotismo que los de las más refinadas figuras femeninas que cubren las pasarelas de la moda occidental. La compañera me abrazó al tiempo que rompía el canto del arroyo con una fina carcajada. " He tenido pareja, pero siempre acababa por querer ser mi dueño, imponer su dominación sobre mí -- me confeso --. Aquí, en la montaña, nosotras no tenemos relaciones con compañeros, aprendemos a orientar el deseo hacia la lucha revolucionaria.


Entonces, el amor platónico aparece de una manera repetida y profunda -- su voz se enternece y seguramente sus ojos hayan brillado en este minuto tanto como la imagen de la mártir Bêrîtan, que lleva en el bolsillo izquierdo de su chaleco guerrillero --. Todas las mujeres que ves aquí son tuyas y todos los hombres también pertenecen a una mujer; eso, si se quiere, es socialismo ". En medio de carcajadas, resumo los debates que tuvimos por la tarde y sostengo la sentencia del Che sobre que el socialismo es ante todo un hecho de conciencia.


En el Comité de Jineología una guerrillera prepara la cena; otras regresan para un breve descanso, tomar un té y conversar sobre las tareas pendientes, sentadas en la mesa del Kamelia bajo el fresco reparo del antiguo nogal. " Nuestro objetivo principal en las montañas no es militar. Si bien ejercemos la legítima autodefensa y portamos fusiles porque el enemigo puede atacar en cualquier momento, nuestra tarea más importante es formar personas nuevas; el hombre y la mujer nuevos de los que hablaba el Che y de los que escribe y habla siempre Reber Apo (" Nuestro guía Apo ").


En nuestras academias, hombres y mujeres pasan por cursos de cuatro o cinco meses de formación, de 7 a 11 y de 13 a 17. Se estudia sistemáticamente ", destacó uno de los directores de la principal academia política, llamada Mártir Mazlum Dogan, donde llegan militantes de las " cinco partes " de Kurdistán -- las cuatro regiones ocupadas y Europa, donde hay unos cuatro millones de refugiados e inmigrantes -- para prepararse ideológicamente, en autodefensa, en formación política. Allí, lejos de las presiones de la vida capitalista, conviven colectivamente y afilan sus ideas y personalidades para la batalla en todos los terrenos.


" Queremos antes que nada que nuestra militancia cree una nueva personalidad, totalmente contradictoria con la del capitalismo. Queremos formar hombres y mujeres para la sociedad socialista. Miles de mártires han caído en estos treinta años de lucha armada y hoy, en el norte de Siria, en Rojavá, más de dos millones de kurdos junto a otros pueblos, naciones, etnias y credos, construyen un sistema de vida distinto al del Estado y la modernidad capitalista. Allí están alcanzando grandes éxitos y enfrentando al régimen autoritario (de Bashar Al Assad) y a las bandas fundamentalistas que respalda el imperialismo ", sentencia el director de la academia del PKK.


Los revolucionarios kurdos luchan en todas partes. Siempre está presente la posibilidad del bombardeo turco y también el cañoneo con obuses y cohetes por parte del Estado Iraní, que trata de coordinar con Turquía, aliado incondicional yanqui, las maniobras para asestar golpes a la guerrilla. En tanto, en Siria, en medio de la guerra civil, los kurdos no tomaron posiciones pro sunnitas ni pro chiitas; o sea, ni pro régimen ni pro oposición, sino que se concentraron en construir la fuerza propia para poder tener autodeterminación y seguridad en la larga guerra que se auguraba.


Por ello han podido construir gobiernos autónomos en tres cantones (regiones) al norte de Siria, donde han construido su propia seguridad y fuerzas armadas; las Unidades de Defensa del Pueblo (YPG) y las Unidades de Defensa de la Mujer (YPJ). Los terroristas han extendido ahora la modalidad de la guerra civil siria a Irak y también allí están luchando los kurdos y resistiendo contra el terrorismo internacional, nueva forma que tienen los imperialistas de aniquilar revoluciones. El objetivo de todo el movimiento de liberación kurdo es que la sociedad pueda vivir sin Estado y sin autoritarismo, garantizando su autodefensa y la organización de todos los aspectos de la sociedad.


Una propuesta que llaman Confederalismo Democrático e incluye a todos los pueblos, las etnias y las religiones. Hoy, en Siria, encuentra su desarrollo más profundo y avanzado. " Todo lo que estamos haciendo tiene el objetivo final del socialismo -- dice la Comandante Tekoshin, del Partido para la Liberación de las Mujeres de Kurdistán --. Queremos extender lo que llamamos la ideología de la liberación de las mujeres, pues si la explotación y la opresión comenzaron con la dominación sobre la mujer, el socialismo y la libertad sólo serán posible de la mano de la liberación de las mujeres de Kurdistán, Oriente Medio y el mundo... "



Jorge R. Ottino

Montañas de Kurdistán

26. 08. 2014

jueves, 21 de agosto de 2014

PRT-ERP 'den (Guevaracı Gençlik) Juventud Guevarista 'ya...



60 'lar, 70 'ler ve hatta 80 'ler dünyanın hemen pek çok yerinde sosyal, siyasal patlamaların yaşandığı yıllardı. Devrim, Sosyalizm ve Özgürlük rüzgarlarının tüm dünyayı etkisi altına aldığı yıllardı. Bu yılların bütün dünya etkisi olduğu gibi Arjantin 'e de ciddi anlamda yansımaları oldu. 70 'lerin dünyasında Arjantin 'i ele alacak olursak PRT-ERP 'den ele almamız çok yerinde olur. Çünkü Arjantin 'de dönemin en kitlesel Devrimci yapılanması PRT-ERP 'dir. PRT - El Partido Revolucionario de los Trabajadores (Devrimci İşçi Partisi). ERP - El Ejército Revolucionario del Pueblo (Devrimci Halk Ordusu).



PRT-ERP 'de bütün dünya Devrimci hareketlerinde olduğu gibi doğruları, hataları ve çelişkileri ile beraber o yıllara damgasını vurmuştu. PRT-ERP özgün bir deneyim kazandırmıştı dünya devrimci hareketine. Sadece bununla da kalmayarak bugünlere onurlu bir mücadele mirası bırakmıştır. Örneğin Arjantin 'deki bir çok Sol hareket kendisini PRT-ERP geleneğinden tanımlar. Arjantin 'in PRT-ERP 'si Türkiye ve Kuzey Kürdistan 'ın Devrimci hareketleri THKO, THKP-C ve PKK 'si gibidir dersek yanlış olmaz. Yani PRT-ERP hem bir parti hem de partiye bağlı bir askeri kanadı olan bir hareketti. Bu nedenle daha çok THKO, THKP-C ve PKK-HPG gibidir.

 

PRT-ERP 'nin genel sekreteri ve komutanı Mario Roberto Santucho 'dur. Hareketin parti olarak ortaya çıkışı daha çok 60 'lı yılların ortalarına dayanır. Partinin askeri kanadı olan Devrimci halk ordusu 'nun ortaya çıkışına ise 1970 'yılı denebilir. Hareketin ilk yıllarda eylem tarzı daha çok silah ve cephane ele geçirmeye yönelikti. Daha sonraları ise radikal ve sonuç alıcı bir hareket tarzını benimseyen PRT-ERP 1975 yılında askeri üs ve askeri kışlaları hedef alan geniş çaplı Devrimci eylemler gerçekleştirmiştir. Bu eylem tarzını benimsemiş olması hareketin kendisine duyduğu aşırı bir özgüven patlamasından kaynaklanıyordu.



Ancak bu eylem tarzını benimsemeyen ve bunun ciddi hatalar doğuracağını düşünenlerde oldu. Sonuç olarak 1976 'da bir faşist darbe gerçekleştirildi. Darbe sonrası PRT-ERP 'nin pek çok kadro, sempatizan ve taraftarı darbeciler tarafından katledildi. Bir çoğu tutuklanarak darbecilerin kurmuş olduğu toplama kamplarına gönderildi ve bu kamplarda ağır işkenceler sonucu katledildiler veya kaybedildiler. Mario Roberto Santucho ise askeri darbeden kısa zaman sonra darbeciler tarafından katledilir ve cesedi mumyalatılarak cesedi 6 yıl boyunca bir müzede sergiletilir.

 

Bu hareket Arjantin 'de 60 'lı yıllarda gerek Peronist 'ler ile kurduğu ittifak ile, gerek Morenocu 'lar ile kurduğu ittifak ile, gerek Troçkizm 'e bakışı ile, gerek milliyetçiliğe olan bakışı ile, gerekse de Enternasyonalizm 'e bakışı ile uzun yıllardır her yönüyle tartışılmaya devam ediyor. Ancak bir gerçek var ki o da PRT-ERP 'nin dünya Devrimci hareketleri arasına adını altın harfler ile yazdırmış olmasıdır. Bunun en belirgin nedenlerinden biri ise Nikaragua 'da FSLN öncülüğünde gerçekleştirilen Devrim 'in korunması süreciydi.

 

PRT-ERP bir çok kadro, sempatizan ve taraftarının katledilmesi, tutuklanması, kaybedilmesi ve gücünün büyük oranda etkisiz hale getirilmesine rağmen Nikaragua 'daki Sandinist Devrim 'i korumak için Nikaragua 'ya kimi savaşçılarını göndermesi takdire değer bir durumdur. Bu da PRT-ERP 'nin Devrimci Enternasyonalist dayanışmaya verdiği değerin çok açık bir göstergesi olmuştu. Türkiye 'de de çokça sorulan bir soruyu burada da bu bağlamda sormadan geçmek olmaz. O da şudur; Rojava Devrim 'i bu kadar yoğun saldırılar altındayken Türkiye Devrimci hareketlerinin nerede oldukları ve ne yaptıklarıdır...

 

Gelelim Juventud Guevarista 'ya... Juventud Guevarista adından anlaşılacağı üzere Comandante Che Guevara 'nın izlediği politik hattı benimseyen Devrimci-Sosyalist bir örgütlenmedir. PRT-ERP geleneğinden gelenlerin ağırlıkta olduğu bir Devrimci yapıdır. Hatta kimi çevrelere göre PRT-ERP 'nin bir devamıdır. Bir çok kurumun bir araya gelerek oluşturduğu Juventud Guevarista başta Arjantin, Uruguay, Şili gibi Latin Amerika ülkelerinde örgütlü. Üniversitelerde, sendikalarda, gençlik içerisinde vb. yerlerde örgütlülüğünü her geçen gün artırıyor.

 

Örgütlenmenin yanı sıra yoksullara yönelik bir çok yardımda bulunuyorlar. Rosario, Mendoza, Entre Rios vb. bir çok şehrin yoksul mahalelerinde kimi zaman ellerinden geldiğince gıda veya giyim yardımı yapmaya da çalışıyor. Ev yapmak isteyen ancak parası yetmediği için işçi, usta vb. tutamayanlara evlerini tamamlamalarında üyelerini kullanarak yardımcı oluyor. Evsizlere yönelik ise gücünün yettiğince yardımcı olup kulübe veya gece kondu inşa ediyor. Çocuklara yönelik ise eğitim, kreş vb. konularda yardımcı oluyor. Yani sosyal ve siyasal alanda birçok projeye imza atıyor.

 

Ayrıca Juventud Guevarista (Guevaracı Gençlik) dünya Devrimci hareketlerini ve kadrolarını onurlandırmak adına her yıl yapılan kongresinde bir onursal başkan belirler. Juventud Guevarista 'nın özellikle son yıllarda Kürt halkı ve onun öncü gücü PKK 'nin yürüttüğü mücadeleye daha fazla ilgi göstermeye başlaması Türkiye ve Kürdistan Devrimcileri açısından sevindirici bir gelişmedir. Gösterdikleri ilgi ile kalmayıp bizzat Kürt halkı ile dayanışma içinde olduklarını ve olacaklarını yaptıkları hemen hemen her etkinliklerinde gösteriyorlar.

 

Juventud Guevarista geçen yıl yaptığı kongresinde PKK lideri Öcalan 'ı onursal başkan ilan etmişti. Bu yıl yapılan kongre de ise Fransa 'nın başkenti Paris 'te suikast sonucu katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız 'ı onursal eşbaşkan olarak ilan etti. Kongre 'yi KCK eşbaşkanı Cemil Bayık 'da gönderdiği mesaj ile selamladı. Her kongre de olduğu gibi bu yıl ki kongrede de dünya Devrimci hareketlerinin bayrakları da asıldı. Öcalan, KCK, PKK ve Kürt kadın hareketlerini simgeleyen bayraklarda asıldı. Ayrıca Rojava 'yı ve YPG 'yi de simgeleyen bayraklar asıldı.
 
 
 




















 
 
 
Hatırlatma...
 
 
 
Latin Amerika Devrimcileri ve Devrimci hareketlerinden Kürt halkına ve mücadelesine her geçen gün destek artıyor. Tarihlerini tam olarak hatırlayamadığım ancak 2004 veya 2005-2006 yılları arasında olması lazım o dönem Güney Meksika dağlarından Subcomandate Galeano (Marcos) ve EZLN 'i iki kez Kürt halkı ve onun öncü gücü PKK ile dayanışma içinde olacaklarını açıklamıştı. Son yıllarda da Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu FARC-EP 'de Kürt halkı ve PKK ile dayanışma içinde olduklarını ve olacaklarını defalarca açıkladı.



Rafael Correa 'nın ülkesi Ekvador 'da da başta PAİS, JCE olmak üzere Kürt halkını tanımaya ve destek olmaya başladı. Örneğin bu yıl Ekvador 'da Türkiye Elçiliği önünde Paris 'te katledilen 3 Kürt Kadın Devrimci 'yi anma eylemleri gerçekleştirildi. Aynı şekilde Bolivya 'da da Türkiye Elçiliği önünde bu yıl Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için anma eylemleri yapıldı. Hugo Chavez 'in Venezuela 'sın da da Sol hareketlerde Kürt halkını yönelik belli bir duyarlılık oluştu. Jose Mujica 'nın Uruguay 'ında Tupamaro geleneğinden olan hareketler de Kürt halkını tanıma ve anlama süreci içerisinde.



Nikaragua 'da FSLN, El Salvador 'da FMLN gibi hareketler de aynı süreç içerisinde. Çünkü Latin Amerika halkları da tıpkı Kürt halkı gibi benzer sorunları yaşamış ve yaşamaya devam eden bir halktır. Dolayısıyla kimi Kürt çevreler ve özellikle de milliyetçi olanları kast ediyorum " Sol hareketler Filistin 'e gösterdiği desteği Kürt halkına göstermiyor " diye yakınmak yerine halkının sesini dünyanın her yerine duyurmaya çalışmalıdır. Çünkü Kürt halkının uluslararası alanda daha fazla tanınmaya ihtiyacı var.
 
 
 
 
 
 

sábado, 16 de agosto de 2014

UNA PÁGINA DE UNA NOVELA QUE AÚN NO SE HA ESCRITO...






No conozco estas estrellas. El observatorio privilegiado que forman estas montañas llenas de árboles de bellotas y nogales totalmente naturales, me brinda esta noche un cielo nunca visto. Bajo mi cabeza, y a mi propia altura, un joven en cuclillas asegura que para él la historia de su pueblo, de su país, es como una novela, que siempre entendió que él vivía dentro de una novela de muchos tomos, y -dice- de esa novela, tan solo, quiere compartirme, contarme, decirme, regalarme, una página. Había tres hermanos. El más grande apareció quemado, muerto, incinerado, junto con otras personas arriba de un coche en una ciudad antigua que supo llamarse Amida, capital del Imperio Hitita.


El segundo hermano, con su pareja, estaban esperando la llegada de su primera descendencia y hacía pocos meses se encontraban entusiasmados en la espera de la criatura. Ellos fueron detenidos por el sólo hecho de ser, de existir, de tener un origen determinado, hablar una lengua que no era la oficial del estado, ser parte de una cultura y una historia diferente a la que era la legalmente admitida. Sufrieron y conocieron diversas prisiones. Fueron liberados luego de mucho tiempo -la prisión injusta nunca es breve- y luego de un tiempo de desesperación y desesperanza, sin saber qué hacer se fueron a vivir al exterior, escapando, exiliándose en Europa.


El tercer hermano se vio obligado a migrar por las metrópolis más grandes del país oficial, cuyas fronteras también oprimen a su país real. Deja atrás una mujer y un puñado de niños, la criatura más pequeña aun mama los pechos de su madre. Hoy esa mujer y una hija viven en otras fronteras, en el mismo país, en su parte sur, en el que es conocido como el ‘Campamento de Mahmour’, una ciudad refugiada del norte que migró al sur cuando fueron perseguidos, quemados sus pueblos, inundadas sus aldeas, negadas y asesinadas sus vidas y existencias.


Quien cuenta esta historia -dice- se crió pequeño por las calles de su país, luego las migraciones internas lo llevaron a Amida, donde empezó a trabajar en la única prensa que no calla el dolor y la lucha que su pueblo grita. Cuando comenzó a trabajar allí, encontraron fosas comunes en la zona en que trabajaba, unos cuatrocientos cadáveres malolientes formaban esa aberración de la que es capaz el nacionalismo. Casi todos eran de su misma etnia, todos de su misma nación, ciento cincuenta de su misma ciudad. Sus propias manos sacaron esos cuerpos de la tierra para poder darles digna sepultura, saber su identidad.


Muchos de ellos, supo luego, eran sus amigos, sus compañeros, sus vecinos. Hace siete meses, este joven que regala tímidamente una página de una novela, cambió su nombre por el de ‘Guerrero’ y su apellido por el nombre que su tía llevaba al caer mártir en la lucha contra el terrorismo en el norte de Siria, parte occidental de su país. Este Guerrero subió a las montañas, grabador y cámara en mano, siempre musicaliza los senderos y veredas de faldas y valles, y nunca deja que su Kalashnikov se aparte mucho de él.


Es parte del equipo de comunicación de la guerrilla kurda del Partido de los Trabajadores de Kurdistán, en las montañas de Kandil, de donde los nacionalismos de Oriente Medio y las potencias imperialistas solo podrán sacarlo muerto, luego de haber enfrentado a sus miles de compañeros, y haber logrado evadir las treinta balas que carga su fusil, y la que siempre lleva de reserva en el bolsillo interno de su chaleco.



JORGE R. OTTINO

Montañas de Kurdistán

28-06-2014